Ana Sayfa Yazarlar

Çevre kırımının ortasında doğan bir nesil var!

09/10/21

Çevre hassasiyeti yeni nesilde, eski nesile göre oldukça yüksek seviyede. Özellikle Z kuşağı olarak isimlendirilen ve 2000 sonrasında, tam olarak bir çevre kırımının ortasında doğan nesilde gözlemlenen ve çeşitli markaların da bu hassasiyete hitap eden stratejiler izlemesine (çoğunlukla yeşil yıkama ile) neden olan hassasiyetin anksiyete haline gelmesi ise bu hassasiyete neden olan krizlere karşı karar alıcıların yeterli reaksiyonu göstermemesiyle ilgili.

İşte bu anksiyeteden korkmamız gerekiyor. Çünkü bir konuda endişeli olmak takıntı ya da problematik kaygı haline gelmediği müddetçe o konu için eyleme geçmeye yardımcı olabilir. Ancak bunun sınırının nerede başlayıp nerede bittiği biraz da sosyopolitik durumla ilişkili.

Öfkeye neden olabillir

Örneğin Türkiye gibi eko-kırım faaliyetlerinin sürekli olduğu ancak toplumdaki çevre hassasiyetinin düşük ve karar alıcıların umursamazlığının yüksek olduğu ülkelerde, çevre hassasiyetine sahip olan çocukların bu durumu karamsarlık-ihanet ve öfke duygusuyla okumasına neden olabilir.

Bu tabii sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil, sınırı aşan özellikleri olan küresel bir mesele. Çünkü çevre problemleri sınırlardan bağımsız olarak küresel sonuçlar yaratabilen problemlerdir ve ortadan kaldırılabilmesi için de küresel işbirlikleri gerektirir. Burada da savunmasızlık belirleyici etken!

Yarısından fazlası karamsarlık içinde

Geçtiğimiz günlerde British Medical Journal‘da, Imperial College London’dan bir grup araştırıcının yayınladığı bir yazıya göre, eko-anksiyete olarak nitelendirilen kaygı durumunun bu psikolojik etkilere karşı az ya da çok savunmasız olanlar arasında sağlık ve sosyal eşitsizlikleri şiddetlendirme riski yarattığı tespitine yer veriliyor.

Yazıda atıfta bulunulan ve 2020 yılında yapılan bir çalışma var. Bu çalışmada çocuk psikiyatrları tarafından İngiltere’de bir grup çocuk ankete tabii tutulmuş ve bu çocukların yarısından fazlasının (yüzde 57) iklim krizi ve çevrenin durumu hakkında karamsarlık içinde oldukları tespit edilmiş.

Bu karamsarlığın The Lancet dergisinde yayınlanan bir başka çalışmaya göre de Birleşik Krallık ile sınırlı olmadığını söyleyelim. Bu çalışmada da 16 ila 25 yaşları arasındaki gençlerle küresel düzeyde bir anket yapılmış ve iklim krizi ve diğer çevresel problemlerin gençleri derinden etkilediği belirlenmiş.

Çalışmada 10 ülkede 10 bin gençle (16-25 yaş arası) anket yapılmış ve iklim değişikliği ve buna karşın hükümetlerin müdahalesi hakkındaki düşünceleri ve duyguları hakkında veriler toplanmış. Bu verilerden hareketle eko-anksiyete’nin küresel bir fenomen haline geldiği vurgulanmış.

Günlük hayatı olumsuz etkiliyor

Ankete katılanların yüzde 59’unun iklim değişikliği konusunda çok veya aşırı endişeli olduğu; yüzde 50’den fazlasının da üzgün, endişeli, kızgın, güçsüz, çaresiz ve suçlu hissettiği sonucu elde edilmiş.

Bir başka soruya verilen cevaplardan hareketle de ankete katılanların yüzde 45’ten fazlasının iklim değişikliği ile ilgili duygularının günlük yaşamlarını ve işleyişini olumsuz etkilediğini söylemiş.

İhanet edilme duygusu

Ankete katılanlar, hükümetlerin iklim değişikliğine verdikleri reaksiyonun beceriksizce olduğunu ve bu durumun da kendi nesillerinde güvenceden çok ihanet edildiği duygusunu yarattığını belirtmiş.

Yani yeni nesil hükümetlerin çevre konusunda önlem almakta geciktiği için çocukların geleceğini çöpe attığını bunun da kendilerinde öfke ve aynı zamanda bir anksiyete yarattığını belirtiyor.

Kanımca bu ihanet duygusu sadece hükümetlere karşı değil aynı zamanda bu hükümetlerin iktidara gelmesini sağlayan seçmen kitlesine karşı da geçerli.

Kaygı duymak normal

Bu kaygı ve öfkenin tek başına normal olduğunu unutmamak gerekiyor. Normal bir yanıtın patolojikleştirmenin de bir patoloji olduğu gerçeğini hatırlayarak eko-anksiyete’nin sağlıksız bir şeye dönüşebilme ihtimalini hatırlatmakta yarar var.

İşte tam da bu nedenle bu eko-anksiyete’nin kendisinden ziyade beraberinde ortaya çıkartacağı sorunlar yüzünden tedirgin edici olduğunu belirtmek gerekir.

Eğer ki sizin de bu tarz kaygıları olan bir çocuğunuz varsa o zaman ona bu kaygının oldukça mantıklı ve yerinde olduğunu ve kendisinin ne kadar da cesur ve çevreyi düşünen biri olduğu telkininde bulunmanız faydalı olabilir.

İklim eylemleri

Onları cesaretlendirmek bu kaygı ile baş etmenin yolunu da bulmalarına yardımcı olacaktır. Nitekim iklim grevi eylemleri bu baş etme yollarından biri. Bu eylemlerin desteklenip yaygınlaştırılması bu nedenle önemli.

Ancak bu kaygıların işe yaramadığını veya kendisinin ne yaparsa yapsın bir fark yaratamayacağını filan söyleyecek olursanız ciddi bir travma yaratma ihtimaliniz olduğunu unutmayın.

Cesaretlendirin

Üstelik böyle bir çocuğunuz varsa kendinizi şanslı hissetmelisiniz. Çünkü çocuğunuz sizin duyarsızlığınızın da katkı sunduğu bir probleme karşı sizin erişkinken elde edemediğiniz duyarlılığa erken yaşta sahip olmuş. Eğer ki çocuğunuzda bu tür bir kaygı durumu yoksa aslında o zaman oturup kara kara düşünmeye başlayabilirsiniz. Çünkü bu durum da doğrudan sizin eseriniz.

Siz siz olun çevre için hassasiyet sahibi olanların motivasyonunu kıracak söz ve davranışlardan uzak durun, onları küçümsemeyin ve kaygılarının etki yaratmadığını filan sakın ola söylemeyin. Eğer ki elinizden geliyorsa destek olun, yok onu da yapamıyorsanız susmanız bile yeterli. Eskilerin deyimiyle bari gölge etmeyin. Yapabileceğiniz en iyi şey onları cesaretlendirmek olmalıdır.

(Kaynak:yesilgazete.org)