Ana Sayfa Yazarlar

Çocuklarımıza dünyamızın yok olmakta olduğunu ve onu korumamız gerektiğini nasıl anlatmalıyız?

12/12/21

Çocuklarımıza dünyamızın yok olmakta olduğunu ve onu korumamız gerektiğini nasıl anlatmalıyız?

Bizler, dalından meyve toplayan, topladıkları meyveleri avuçlarının içinde kıyafetlerinde çevirerek silen ve tüketen çocuklardık, şimdi çocuklarımız alıçtan turunca, elmadan incire meyvelerin ağaçlarını görse bile tanımıyor. Peki 35 yıl sonrasında onların çocukları yemek için meyve bulabilecek mi?

8 yaşında ağaca tırmanıp meyve yediğim yaz ayının üzerinden yaklaşık 35 sene geçti. Aradan geçen 35 yılda yapılan doğa katliamının ve ortaya çıkan çevre kirliliğinin şahitleri olarak şimdi çocuklarımıza daha yaşanır bir dünya bırakmak için çaba harcıyoruz. Ben ve benim gibi kırklı yaşlarında olan pek çok bireyin ortak endişelerinin başında çevresel faktörlerin çocuklarımızın sağlığı üzerine olan etkisi ve çevreye daha duyarlı çocuklar yetiştirmek geliyor.

Önümüzdeki yıllardaki çevre sorunlarına çözüm getirecek olan ve dünyayı kurtaracak olan şimdinin çocukları çevre sorunlarına ne kadar duyarlı? Bizler kirlettik yok ettik umuyorum ki onlar dünyayı geri kurtaracak, peki bunu nasıl başaracaklar? Çocuklarımızda yeterli çevre bilinci var mı? Bu ve buna benzer soruların cevaplarını almak için eğitim bilimci Salih Sarpten ile bir araya geldik.

2008 yılından itibaren Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı, Talim ve Terbiye Kurul Üyeliği, 2018-2019 yıllarında ise Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı görevlerinde bulunan Sarpten’e soruyorum “Eğitim sistemimizde “çevre eğitimi” var mıdır?  Çevre eğitimine gereken önemi veriyor muyuz?”

“Çevre eğitimi” ne olduğu ve nasıl olması gerektiği konusu, üzerinde yeniden düşünmemiz gereken ve tüm boyutları ile yeniden yapılandırmamız gereken bir konudur. Eğitim sistemimizde “çevre öğretimi” var. Yani çevre ile ilgili bilgileri, çevreye yönelik olumlu tutum kazandırılmasını ve öğrencilerin bu yönde beceri elde etmesini sağlayan uygulamalarımız var. 2018 yılında lise kademesine entegre edilen “Ekoloji ve Çevre” dersi, bu yıl okul öncesi ve ilkokul kademesinde pilot olarak uygulanan “çevre eğitim destek kılavuz kitapçığı” sistemdeki çevre öğretimi uygulamaları örnekleri arasındadır. Ancak eğitim sistemindeki eleştiri alan birçok unsur gibi “çevre eğitimi” de eleştiri alan başlıklardan birisidir. Çünkü bu anlamda yapılanlar sadece bir öğretim olarak kalmış nitelikli bir “çevre eğitimi” haline dönüşememiştir.

Çevre eğitimi hangi yaş aralıklarına nasıl uygulanmalıdır? Yapılacak olan çevre eğitimi ve çevre bilincinin yerleşmesi için çocuklarımızı eğitmekten bahsediyoruz ama sadece okullarda verilecek çevre eğitimi ile çevre bilincinin ve çevre korunmasının oluşturulmasının sağlanması mümkün mü?

Çevre sorunlarının, insanın var olmasıyla başladığı gerçeğinden hareketle çevre eğitim okul öncesinden eğitim kademesinin son basamağına kadar süren her dönemde olmalıdır. Çevre eğitimine olan gereksinim insanların yaşamı için gerekli olan en uygun koşulları sağlama isteğinden doğar. Çevrenin iyi ya da kötü olması, uygarlığın gelişmesinin esas amacı ve insanlığın doğal hakkı olan yaşam sağlığını doğrudan etkiler. İnsanın var olma ve gelişimi için gerekli olan doğal koşulların eksik olduğu durumda tüm sosyal problemler anlamlarını kaybeder. Bu yüzden çevre eğitimi, eğitim sisteminin yapısına dahil olmakla yetinilmemeli, eğitimin esaslarından birini oluşturmalıdır.

Çevre bilincinin çocuklarda düşünsel, duygusal ve davranışsal boyutlarını geliştirmek için aileler neler yapabilir? Çevre bilincine sahip bir çocuk yetiştirmek için önerileriniz nelerdir?  Nasıl bir çevre eğitimi olmalıdır?

Çevre için eğitim, çevrenin yaratıcısı, öğesi ve kullanıcısı olan insanın çevre açısından ve çevre bağlamında eğitilmesi işlemleri ve sürecidir. İnsanın ve tüm canlıların içinde yasadıkları çevreyi daha iyi tanımaları, korumaları ve daha sağlıklı yaşayabilmeleri için gösterdiği gayret ve etkinliklerin tümüne “Çevre Eğitimi” ya da “Çevre İçin Eğitim” denir.

Salih Sarpten soruları cevaplarken gözlerinde duyduğu heyecanı görebiliyorum. Büyük bir heyecanla madde madde çevre eğitiminin olmazsa olmazlarını sıralıyor;

  • Sürekli ve yaşam boyu olmalıdır.
  • Çok işlevli ve toplumun ve tüm öğretim kurumlarında gerçekleştirilmelidir.
  • Mevcut çevre sorunları ve bu sorunların çözümü arasında fikir birliği sağlamanın yanında sürdürülebilir bir kalkınmayı amaçlamalıdır.
  • Her yaş grubuna uygun olarak öğrencilerin çevre sorunlarının gerçek nedenlerinin kendilerinin bulması ortaya koyan bir anlayışla düzenlenmelidir.
  • Eleştirel düşünce ve problem çözme becerisi işe koşulmalı, uygulamalı çalışmalara yer verilmelidir.
  • Ve hiç kuşku yok; bölgesel, ülkesel ve uluslararası anlamda içeren girişimlere yer verilmelidir.

Çevre dersinin matematik ya da Türkçe gibi temel derslerden biri olması hayali kuranlardanım ve kendisine soruyorum “Dünyanın sonunu getirebilecek problemleri ortadan kaldırılmak için çevre eğitimi vazgeçilmez bir araçtır.” diyebilir miyiz? Çevre sorunlarının bizler risk olarak algılasak ve tehdit olarak görsek de çocuklarımıza bu olumsuzluklardan söz etmek de doğru ve istenen bir eğitim yöntemi olamaz diye düşünüyorum. Çocuklarımıza dünyamızın yok olmakta olduğunu ve onu korumamız gerektiğini nasıl anlatmalıyız?

Evet, şüphesiz Dünyanın sonunu getirebilecek problemleri ortadan kaldırmak için Çevre Eğitimi vazgeçilmezdir. Son yıllarda bu konu çağdaş eğitim sistemlerinin olmazsa olmazıdır. Bizim için hâlâ sınavda yüksek puan alan ya da kağıt üzerindeki soruları en hızlı ve en kolay çözebilen öğrenciler başarılı öğrenci olarak kabul görürken, çağdaş eğitim sistemlerinde çevre sorunları, açlık, kıtlık, içme suyu yetersizliği, iklim değişikliği gibi küresel sorunlarla ilgilenen öğrenciler gözde öğrenciler olarak görülmektedir. Çağdaş eğitim sistemlerinde; öğrencinin bulunduğu yaş grubundaki eğitim kademesine uygun olarak öğrencilerden; yakın çevresinde ya da küresel anlamda yaşadığımız çevre sorunlarına duyarlı olması ve bu sorunlar için olası çözüm önerilerini geliştirmeleri beklenmektedir. Öğrencilerin başarıları bu alanlarda gerçekleştirdiği çalışmalarla belirlenmektedir.

Anne-baba olarak bizlere düşen görev, çocuklarımızla ilgili başarı kriterlerimizi gözden geçirmektir. Çocuklarımız bir şeyleri ezberledikleri ya da herhangi bir sınavda yüksek not aldıklarında değil, gerçekten nitelikli bir çevre sorunu ile ilgilenmeye başladıkları zaman başarılı bir birey olduklarını artık anlamalıyız.

Unutulmamalıdır ki çevre duyarlılığı, tutum kazanmakla olur. Bunda da anne-babanın rol model olması büyük önem taşır. Çevreye duyarlı çocuklar yetiştirmek için öncelikli olarak yetişkin olarak bizlerin çevreye duyarlı olmamız, iklim değişikliği, içme suyunun azlığı gibi küresel sorunlarla ilgilenmeli bu sorunların için üzerimize düşen sorumluluğu fark etmeliyiz.

Eğitim sistemimizde ne yapmalıyız? Neyi değiştirmeliyiz?

Bugün var olan mesleklerin bazıları bundan 15 yıl önce ya yoktu ya da henüz adı bilinmiyordu. 15 yıl sonra öne çıkacak mesleklerin neler olacağını şimdiden kestirmek ise neredeyse imkansızdır. Başka bir ifadeyle bugünün okullarda verilen eğitim, çizgileri çizilmiş basmakalıp bir geleceğe değil, tarifini bile yapmadığımız bir gelecek içindir… Ne var ki bugün okuttuğumuz müfredatlar, eğitim-öğretim uygulamaları tek düze, sıkıcı ve çağdaş olmaktan çok uzaktadır. Yapılması gereken ilk ve en önemli şey yeni bir eğitim anlayışına, alternatif bir pedagojiye ihtiyacımız olduğunu fark etmek.

Nasıl? diye soruyorum ve sınıfta öğrencisine ders anlatır gibi, sabırla bana da anlatıyor;

Yani;

  • Üretime ve işbirliğine dayalı, teknolojiyi, algoritma ve kodlamaları kullanabilen, yaratıcı fikir ve üst düzey düşünme becerilerine sahip, problemlere akılcı çözümler üretebilen bireyler yetiştirebileceğimiz becerileri sisteme entegre etmeliyiz.
  • Tek veri kaynağı olarak kabul görülen geleneksel öğretmen modeli yeni dünyanın ihtiyaçlarına uygun değildir. Öğretmen artık eğitim lideri haline getirmeliyiz.
  • Eğitim ve öğrenmeyi sınıf duvarlarının, okul sınırlarının dışına çıkarmayı başarmalıyız.
  • Sisteme yeni programlar yeni disiplinler entegre etmeliyiz.
  • Öğrenciyi kağıt üzerindeki notuyla değerlendirmekten vaz geçmeliyiz. Onu, üretken kılacak ve herhangi bir kültürde değer bulan fikir ve ürünleriyle değerlendiren, kendi yaş grubuna uygun gerçek yaşam problemlerine getireceği öznel çözüm önerileriyle ölçebileceğimiz alternatif bir ölçme-değerlendirme mekanizması kurmalıyız.
  • Veriye dayalı eğitim politikalarının hayat bulmasını sağlamalıyız. Veriyi bilgiye, bilgi davranışa, davranışını da üretime dönüştürebilecek yapısal bir yönetişim anlayışını etkin kılmalıyız.

 

İstanbul Üniversitesi, Fizik bölümü mezunu olan Salih Sarpten Lapta Yavuza Lisesi’nde 15 yıl Fizik Öğretmeni olarak görev yaptığı dilim içinde de sonrasında da çevre konusunda farkındalık yaratmak için çaba harcamaya devam eden öğretmenlerimizden. 2020 yılında yayımlanan “Kıbrıs Türk Eğitim Tarihi, Şura Kararları ve Eğitim Politikaları” adlı kitabı, eğitim bilimlerinin farklı alanlarında çok sayıda araştırma ve makalesi bulunan Sarpten’in önümüzdeki günlerde çevre eğitiminin çocukları üzerindeki etkilerini araştırmasını ümit ediyorum. Kendisiyle yaptığımız sohbet sonrasında çevre konusunda daha bilinçli bir neslin yetişeceği konusunda umutlanıyorum.

 

RÖPÖRTAJ: DERYA ATAMER