Ana Sayfa Yazarlar

Kalbimizi korumamız için çevremizi korumamız şart.

25/12/21

Çevre sağlığımızı, kirli hava, gürültü ve tehlikeli kimyasallara maruz kaldığımız kanallar ile önemli derecede etkiliyor.  Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yaptığı açıklamada “Avrupa Bölgesi dâhilinde 53 ülkedeki tüm ölümlerin %12-18'inden çevresel stres kaynaklarının sorumlu olduğunu tahmin etmektedir.” Açıklamasını yaptı, peki bizler ne derece etkileniyoruz?  Çevreyi kirleterek aslında kendimizi öldürdüğümüzün farkında mıyız?

Kardiyoloji Uzmanı Dr. Levent Soyer ile Yeşil Kıbrıs okurları için bir araya geldik ve merak ettiklerimi sordum, Soyer ise sabırla yanıtladı.

Adamızdaki çevresel sorunların sağlığımız üzerine etkisini nasıl değerlendirirsiniz?

Dünyadaki hastalıkların kaynağı olarak hekimler genetik faktörlerle çevresel faktörleri sorumlu tutmaktadır. Çevresel  faktörlerde en önemli etken tabii ki çeşitli boyutlarda yaşadığımız çevre kirliliğidir, kimyasal kirlilik, ses kirliliği, hava kirliliği ve elektromanyetik kirliliği de sayabiliriz. Tabii bunların haricinde radyasyon, radyoaktif bozulma gibi ağır metaller gibi başka faktörler de buna dahil edilebilir, çevre ve çevre ile ilgili olan her şey doğrudan insanı ilgilendirir ve insan üzerine olumlu veya olumsuz etkileri vardır. Buna örnek vermek gerekirse özellikle Avrupa'da yapılan çeşitli saha çalışmaları var ve ben kendi branşında ilgili bir örnek vermem gerekirse; kardiyoloji branşında hava alanı yakınlarında ve otoban yakınlarındaki gürültü kirliliği nedeniyle insanların daha çok ses kirliliğine maruz kaldığı ve kan basınçlarının daha yüksek olduğu ve kardiyovasküler hastalıklar açısından daha yüksek risk altında oldukları istatistik ve bilimsel olarak kanıtlandı.

Bütün dünyada olduğu gibi benzer şekilde adamızda da çevresel sorunlar mevcut,  giderek artan trafik ve trafikte kaldığımız süre boyunca yaşadığımız stres ve gürültünün yanı sıra bir yere yetişme çabası içerisinde yaşadığımız stres, kan basıncı değişiklikleri bunun haricinde egzoz gazları bizlerin sağlığını etkilemektedir.  Egzoz emisyonun ciddi anlamda adamızda kontrol edildiğini düşünmüyorum, ülkemizde bu konu çok ciddi konudur ve hayati bir tehlike yarattığını düşünüyorum. Özellikle kanser hastalıkları açısından ve tabii kardiyovasküler hastalıklarda açısından risk oluşturmaktadır. Birçok aracın özellikle inşaat sektöründe kullanılan ticari araçların egzoz emisyonlarının yeterince kontrol edildiği konusunda şüpheliyim, bu konuda ciddi çalışmalar yapılmalıdır, egzoz gazının kanserojen olduğunu çok iyi biliyoruz, aynı zamanda da kardiyovasküler hastalıklar açısından da risk oluşturmaktadır. Bu konu da mutlaka önlem almalıyız.

Hava kirliliğinin kalp hastalıkları ve akciğer kanseri ile yakından ilişkili olduğunu sıkça okuyoruz. Maruz kaldığımız hava kirliliğinin etkilerini bireysel olarak azaltmamız mümkün müdür? Neler tavsiye edersiniz.

Hava kirliliği kalp hastalıklarının, akciğer kanseri, akciğer hastalıkları ve başta kanserlerin artmasına neden oluyor. Bizler bireysel önlemlerle bunu azaltmak için öncelikle trafiğe çıkış saatlerimizi kontrol edebiliriz ve kendimizi olabildiğince egzoz gazından korumalıyız. Tabii bu bizim tek başımıza mücadele edebileceğimiz bir sorun da değildir, bu konuda devletlerinin, hükümetlerin adım atması gerekir. Avrupa'da ticari araçlar belli bölgelere giremezler, okullara belirlenen mesafe kadar yaklaşabilirler ve belli alanlara giremezler. Tabii bu tip bir uygulama maalesef bizim ülkemizde söz konusu değil ve okul otobüsü iki tane kamyonun arkasında trafikte gidebilir ve zararlı egzoz gazını bizim çocuklarımız soluyarak yolculuk yapabilir.  Bireysel önlemlerle bu tarz sorunları önleyemeyiz.  Devletin ancak bu tip konularda basiretli olması ve kontrol altına alması gerekir.  Almanya'da araçlara egzoz emisyonlarına göre belli renk ve kodlamalar getiriyorlar, böylelikle araçların her bölgeye girmesine müsaade etmiyorlar, böylelikle şehir içerisindeki hassas bölgelerdeki egzoz emisyon miktarı kontrol altına alınabiliyor.

Günlük olarak tükettiğimiz bazı besin kaynakları ve tükettiğimiz gıdalarla çeşitli kimyasallara maruz kalabiliyoruz.

Soluduğumuz hava bir taraftan tükettiğimiz gıdalar diğer taraftan sağlımızı etkilemektedir.  Tükettiğimiz gıdalarda da kimyasal parmak izini insanoğlunun görmek artık mümkün. Kimyasal kullanımını ticari faaliyetlerimizi körüklemek adına yapıyoruz tabii organik tarım insanoğlunun şu anki nüfusunu beslemek için muhakkak yeterli değildir ama daha biyolojik yöntemlerle tarım yapılabilir ve bunu alışkanlık haline getirmeliyiz. Bizim adamız aslında bunu yapmak için mükemmel bir yer, hatta cennet ve bunu değerlendirebiliyor muyuz? Bu soruyu sormalı ve irdelemeliyiz. Birkaç organik gıda sağlayıcı var sebze yetiştiricisi var ve bilinçli tarım yapan insanlarımızı da muhakkak ki var ancak bunu da yine bireylerin inisiyatifine bırakmamak lazım. Devletin bu konuda adımlar atması gerekmektedir. Gıda çok hassas bir konu, tarladan sofraya kadar her aşamasında kontrol edilmesi ve en ufak bir açık olmaması gerekiyor.  Kökeni belli gıda tüketimine ve iyi tarım uygulamalarına yönelmemiz şart.

Çevre kirliliği denince aklımıza ilk yere atılan çöpler ve kimyasallar gelmekte, gürültü ve ses kirliliği sağlığımızı nasıl etkiliyor?

Gürültü ve ses kirliliği fiziksel stres kaynağıdır. Gürültü dıştan bir uyaran olarak insanoğlunun üzerine çeşitli hemodinamik etkiler yapar, kan basıncı ve kalp nabzı üzerinde birtakım etkileri vardır.  Gürültünün kötü etkisi olduğu gibi güzel müziğin de olumlu etkileri vardır ve yapılan çalışmalarda yoğun bakım hastalarına klasik döneme ait modern tarzda yaylı serenatlar dinleterek aritmi riskini azalttıklarını biliyoruz. Sesin insan üzerinde yarattığı etki çok önemli elbet, bizim gürültülü sesle gürültü olmayan sesi ayırt etmemiz gerekiyor, gürültünün limitleri de çok önemli bence bu konuda da yine devletimizin çeşitli mekanları kontrol etmesi gerekiyor.  Ticari faaliyetleri yürüten bazı kulüpler veya diskolar çevreyi rahatsız edebiliyor ve bu konuda da limitler belirlenmeli insan sağlığı için halkımız ses kirliliğinden korunmalıdır. Biz yüksek sese karşı duyarsız kalıp buna “Turizm” diyoruz. Bu böyle olmamalı.

Çevreyi koruyarak kalbimizi de korumuş oluyoruz, diyebilir miyiz?

Kalbimizi korumamız için çevremizi korumamız şart. Evet kesinlikle bana katılıyorum kalp sağlığımızı, vücudumuzun sağlığımızı ve bütün organlarımızla beraber zihin sağlığımızı korumak için sağlıklı çevreye ihtiyaç duyuyoruz.

İklim değişikliğinin etkilerinden her geçen yıl daha da çok hissediyoruz. Çevre sorunlarıyla beraber, sıcak hava dalgaları ile bulaşıcı hastalıklar ve alerjen kalıplarındaki değişimler açısından da sağlığa yönelik önemli tehditler teşkil ettiğini okuyoruz, iklim değişikliği sağlığımızı nasıl tehdit ediyor?

Şu an insanoğlunun yaşadığı en büyük sorun iklim değişikliği ve iklim değişikliği bize yıllar öncesinden geliyorum diyordu. Ben 90’lı yıllarda National Geographic dergilerinde okuduğum bazı sayıları hatırlıyorum ve o yıllarda iklim değişikliği konvansiyonunun bir araya gelip çok uyarılar yapıyor, suyla ilgili çok büyük sıkıntılar yaşanacağını söylüyordu. Aynı zamanda okyanus kirliliğini,  okyanusun ısıyı yavaş yavaş abzorve ettiğini ama bir noktadan sonra artık sera gazlarının etkisiyle ortaya çıkan geri dönüşüm radyasyonundan kaynaklanan ısı artışının artık okyanus tarafından abzorve edilemeyecek boyuta geleceğini ve bunun çok ciddi koşullar yaratacağını okuduk, şimdi o dönem okuduklarımızı birebir yaşıyoruz. Geçen sene yangınlar başladı, fırtınalar sonrasında seller yaşandı ve doğa bize “Artık dur” diyor ama insanoğlu durmuyor. İnsanoğlu tüketmeye devam ediyor. Bir kendimize çekidüzen vermemiz etrafımızı düşünmemiz gereksiz tüketimden kendimizi uzak tutmamız gerekiyor, bizim önce kendi kendimize durdurmamız gerekiyor, eğer biz durmazsak doğa bizi durduracaktır.

Corona virüs algını Global bir salgın olarak karşımıza çıkan bir örnek ama tabi başka tip ve daha ölümcül salgınlarda gelebilir, bunlara nasıl hazırlıklı olacağımız sorusunun cevabı ise “Öncelikle dünyamızı koruyarak.”

Dr. Levent Soyer ile çevre kirliliğinin sağlımız üzerine olan etkisi hakkında yaptığımız söyleşiyi Soyer “Bana bu platformda yer verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum, çevre duyarlılığı üzerine yapılan çalışmalarınızda başarılar diliyorum, umarım hep beraber en azından Kıbrıs’ımızdan başlayarak çevremizi düzeltmeye başlayabiliriz.” sözleriyle sonlandırıyor.

Dünyanın yok oluşuna tanıklık eden bizler, çocuklarımıza daha sağlıklı bir gelecek sunmak istiyorsak, onların sağlığı için çevreyi korumamız ve doğa ile barışık bir hayat sürmeyi başarmamız gerekiyor. Bunun için çevreyi kirletmeye bir son vermemiz gerekiyor, Soyer’in de dediği gibi “Eğer biz durmazsak doğa bizi durduracaktır.”

Röpörtaj: Derya Atamer