Ana Sayfa Yazarlar
Nilden Bektaş
nbektaş@yesilkibris.com

Kazanırsak Kaybedeceğiz!

11/04/21


Tam normalleşme sürecine giriyoruz derken yine başa dönüyoruz. Bitmeyen ve ne zaman biteceği kestirilemeyen bir süreç bu.. Tüm dünya ülkeleri gibi ülkemiz de sadece hastalık ile değil  ekonomik sorunlarla  savaşmak zorunda.. Üstelik de bir çok ülkeden daha çetin bir şekilde.. Bunun farkındayız ama şunun da farkındayız ki tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşanan tüm ekonomik krizlerin ardından “kalkınma hamleleri” yapılarak çevre talanının önü açılacaktır. Üstelik de bu durum ne ekonomiyi düzeltecek, ne de pandemiyi sonlandıracaktır. Kaybeden sadece çevre olacaktır. 

Pandeminin en hararetli günlerinde yani tüm dünyanın “evde kal güvende kal” gibi sloganlar ürettiği dönem içerisinde neredeyse hepimiz doğanın kendini nasıl da eşsiz bir şekilde yenileyebildiğini gözlemleme imkânına sahip olduk. Bir taraftan dünyanın birçok ülkesinden kötü haberler gelirken, bir taraftan da paylaşılan görüntülerde yaşam alanlarını geri almaya çalışan hayvanların şehirlerde dolaşmasını, kaldırımlarda açan laleleri, yunusların ziyaretlerini gülümseyerek izledik. Elbette durum sadece romantik değil, ayni zamanda ortaya koyulan bilimsel veriler ile adeta meydan okur nitelikteydi. Örneğin; Çin gibi güçlü sanayiye sahip ülkelerden gelen hava kalitesi verileri ve hatta uzmanların küresel iklim değişikliği konusunda verdikleri iyi haberler..  Peki, bu haberlere bakarak çevre için umutlanabilir miyiz? Evlerimizde yaşamayı sürdürmek gibi çılgın bir fikrimiz varsa elbette umutlanabiliriz. Böyle bir fikrimiz yoksa geriye tek bir şansımız kalıyor; Doğa ile yaşamayı öğrenmek ! Yani çevre politikalarımızı oluşturmak..

Ekonomik sorunlarla boğuştuğumuz bu günlerde çevre sorunlarını dert etmek, kimi çevrelerce fazla bir talep olarak algılansa da sınırlı kaynaklarla sınırsız ihtiyaçların karşılanması sürecinde en çok zarar gürenin çevre olması gözden kaçmamalıdır. “İnsan” kaynaklı bu zararın tekrar insana zarar veriyor olduğu sanıyorum ki toplumun geniş bir kesimi tarafından fark edilmiş, bugün bilerek ya da bilmeyerek sağlıklı çevre talebi her platformda dile getirilen bir istenç haline dönüşmüştür.  Tek gündemin sağlık olduğu günlerden geçerken salgın süresince hastalığın sorunsuz bir şekilde atlatılmasının temel koşulu olarak güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmamız gerektiğini de öğrendik.   Peki, çevre sağlığının yeterli olmadığı bir ortamda bağışıklık sistemimizin kusursuz olmasını bekleyebilir miyiz? Dahası; sağlıksız bir çevrede toplum sağlığından bahsedebilir miyiz? Halk sağlığı deyince aklımıza gelen ilk isim olan sevgili Prof. Dr. Çağatay Güler hocamız çevre ve halk sağlığını ilişkilendirirken çevrenin; hastalıklar için zemin hazırlayan, doğrudan hastalık nedeni olabilen, bazı hastalıkların gidişini ve sonucunu etkileyen, bazı hastalıkların da yayılmasını kolaylaştıran bir faktör olarak karşımıza çıktığını vurgulamaktadır. Mesela, bölgenizde filtresiz bir elektrik santrali varsa veya kontrolsüz şekilde çöplerin yakıldığı bir yerde yaşıyorsanız hava kirliliği olan bir yerde yaşıyorsunuz demektir. Hava kirliliği de birçok hastalığı tetiklemekte, bağışıklık sistemini zayıflatmaktadır. Tablo nettir! Sağlığımızı koruyacak tedbirler alıyorsak çevre sağlığı için de tedbirler almak zorundayız.

Bizler hayatlarımızı olağan akışında yaşayacaksak kaldırımlarımızda laleler açmayacak belki ama bu günlerden ders çıkarmamız gerektiği de açıktır. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı Anayasa tarafından güvence altına alınmış ise bizler de bu hakkımızı istiyoruz.  Sürekli ve dengeli bir gelişim için katılımcı, şeffaf, yargıya açık çevre politikasının oluşturulmasını ve imar, tarım, ulaştırma, turizm, enerji gibi sektörlerde kullanılmasını istiyoruz. Çevre Yasası altında çıkmasını beklediğimiz tüzüklerin hazırlanmasını, çevre yönetiminden sorumlu kurumların kapasitelerinin yetkin personel ve gerekli ekipmanla güçlendirilmesini, çevre denetimlerinin artırılarak suçluların cezalandırılmasını, kirleten öderken atığı üretenin sorumlu olduğu bir düzen istiyoruz. Her çocuğun çevre dersi almasını, eğitimin tüm topluma yayılmasını istiyoruz. Katı atıklarımızın düzenli bertaraf edilmesini, vahşi depolama alanlarının rehabilitasyonunu, su kaynaklarımızın korunmasını, atık sularımızın arıtılarak yeniden kullanılmasını istiyoruz. Yenilenebilir enerji kaynaklarımızın değerlendirilmesini, elektrik santrallerimizin baca gazı arıtma sistemi ile çalışmasını, kaliteli yakıt kullanımının devamlılığının sağlanmasını, iklim değişikliği stratejisinin hazırlanmasını istiyoruz. Yüzme suyu kalitesinin sağlandığı temiz denizlere girmek , yeşil alanların artırıldığı şehirlerde yaşamak istiyoruz.. Biyolojik çeşitliliğin hayati öneminin fark edilmesini, Özel çevre koruma bölgelerimizin gerçekten korunduğunu bilmek istiyoruz. Sadece bulunduğu bölgenin değil,  belki de tüm Akdeniz’in en büyük kirliliği olan Gemikonağı Maden Atıkları için gerçek projelerin hayata geçtiğini, tarım topraklarının korunduğu ve tüm çevre sorunlarına temel oluşturan plansız yapılaşmanın özellikle tam da bu kritik günlerde önüne geçilmesini istiyoruz.  Sözün özü; sağlıklı bir çevrede yaşamak istiyoruz.

Hedefiniz sağlıklı bir toplum ise sağlıklı çevre koşullarını oluşturmak zorundasınız.. Aksi takdirde Hubert Reeves’in dediği gibi “Doğayla savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz..”